Ender Akay ile Söylesi

On ...

(c) Sinem Dinçer (Fil’m Hafızası, 17.10. 2014)

“Ev işleri ile yükümlülüklerimiz arasına yaratıcı işler sıkıştırdığımız için geleneksel olarak kendimizle iftihar ediyoruz. Bunun için bu denli büyük alkışa gerek olduğundan pek emin değilim.”

Buluşmaya giderken, onunla ilgili Toni Morrison’ın bu sözleri geçiyordu aklımdan. Rutin yükümlülüklerini az çok tahmin ettiğimiz, yaratıcı yönü olan müzisyenliğiyle, teknik birikimini sergilediği ses mühendisliği arasında incelikli bağlar kurabilmiş naif biriydi ne de olsa. Filmlere yaptığı müzikler üzerinden bu coğrafyada çok farklı kesimlerle temas edebilmiş olmasına rağmen, yaratabildiği güçlü etki sonrası, egosal bir beklentiye girmeksizin yoluna devam etmişti. Hala aktif olarak stüdyosunda kayıtlara, çeşitli kurumlarda eğitmenliğe ve canlı performanslarda ses mühendisliğine devam ettiğini biliyorduk da, kendi yaptığı müzikler konusunda Karagözle Hacivat Neden Öldürüldü‘de (2006) mi kalmıştık, yoksa şarkılarını hala unutamadığımız Neredesin Firuze‘de (2004) mi?.. İşte onunla röportaj fikrini doğuran soruydu bu.

Kimden bahsettiğimi çok da uzatmadan anlatayım…

Fotoğraflar: Tolga Bayraktar – Nonstop Photography

Türkiye’de film ve müzik sektörünün yakından tanıdığı bir isim Ender Akay. On bir yaşından itibaren dört sene boyunca aldığı özel piyano dersleriyle başlamış müziğe. Çocukluğunda, müzik aracılığıyla sızmış izlediği filmlerin hikayesine ve bu yoldan kurmuş çocuksu hayal dünyasını. Film müziklerine yönelik bu ciddi konsantrasyonu, profesyonelliği gereği bugün de devam etmekte. Öncelikle merak ettiğim kişisel öyküsüydü, konuya girdik hemen.

Müzikten, Ses Mühendisligine: Viyana

Hayatta hızlı yol alanlardan biri o, karar verip hemen uygulayanlardan. Bursa Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra, üniversite döneminde İstanbul’da iki sene klasik şan ve opera eğitimine başlayan Akay’ın bu aşamadaki öncelikli amacı, kendini sadece müzikal olarak geliştirmektir: “Yani operacı olma gibi bir niyetim yoktu. Daha sonra ’88 yılında Viyana’ya giderek iki sene Jazz şarkıcılık eğitimi aldım ve aslında müziğe akademik olarak devam etmek istemediğime karar verdim.” Nihayetinde, ses tekniğine yönelik hep var olan amatör ilgisini göz ardı etmeyerek, Viyana’da SAE (School Of Audio Engineering) okulunda eğitimine devam etme kararı alır. Çünkü ses mühendisliğinin kendisini hem müzik alanında tutabilecek bir meslek hem de müziğin, farklı estetik anlayışlarla şekillendirilip aktarılmasına katkı sağlayan önemli teknik araçlardan biri olduğunun farkındadır: “Benim için hayatımda aldığım en isabetli karardı bu.” der bu yüzden.

Avusturya öyküsü belirginleşmiş olur böylelikle: “Viyana’daki eğitim dönemimde, evdeki piyanomu satıp aldığım ilk Synthesizer’ım ile kendimce deneysel çalışmalar yapardım. Oradaki müzisyen arkadaşlar aracılığıyla ‘Theaterwerkstatt’ (bugünkü adıyla AMISNUH Theaterwerkstatt) adlı bir çocuk tiyatrosunda canlı müzik performansının da dahil olduğu tiyatro müzikleri yapmaya başladım. 7-8 prodüksiyonda besteci olarak yer aldım. Bu çalışmalar müziğin dramaturjiyle ilişkisini anlamam açısından oldukça yararlı oldu.”

Yeniden İstanbul, bu kez sinema…

1993’ün sonunda mezun olarak Türkiye’ye döner, bir müzik stüdyosunda çalışmaya başlar. Bu arada Ezel Akay, reklam filmleri çeken ancak sesle ilgili şikayetleri olan bir yönetmendir. Kimi zaman Ender Akay’ı ses kurgusu ve mikslerin yapıldığı stüdyolara çağırıp ondan sese yardımcı olmasını, hatta ses tasarımı yapmasını talep eder. Ses tasarımıyla ilk defa bu şekilde, bu dönem ilgilenmeye başlar. Birkaç reklam için, çağrıldığı stüdyolarda bulunan ses mühendisleriyle beraber ses tasarımı ve miksaj denemeleri yaptıktan sonra reklamdan sinemaya geçişin işareti gelir. Ezel Akay, Derviş Zaim’in ilk filmi Tabutta Rövaşata’ya (1996) post prodüksiyon yapmaya karar vermiştir. Ender Akay’ın ilk sinema deneyimi de bu sayede başlar. Ancak Tabutta Rövaşata zor bir filmdir, çünkü bütçesizlikten dolayı hiçbir ses kaydı yoktur: “Filmin sesini, çekilmiş olan mekanlara Derviş’le birlikte giderek, stereo bir dat recorder ve stereo bir mikrofon ile baştan sona yeniden canlandırarak kaydettik. Oldukça şaşırtıcı, zahmetli ve tesadüflerle dolu bir tecrübe oldu diyebilirim. Tabii ki imkansızlıklar ve teknolojik yetersizliklerle dolu, ses kalitesi açısından zayıf bir iş olmasına rağmen birçok festivalden ödüller alarak döndüğünde meslek hayatımda ses tasarımına da yer ayırma kararı aldım. O dönem ses tasarımı hayatımda ciddi bir rol oynamaya başladı.”

Tabutta Rövaşata ile başlayan dönemde, bir taraftan da müzik endüstrisinde çeşitli stüdyo ve projelerde serbest ses mühendisi olarak çalışmaya devam eder: “O zamanlar pek seçici davranmadan hangi film projesi önümüze çıkarsa hepsiyle ilgilenmek gibi bir heyecan içindeydim. Aynı dönemde Nuri Bilge Ceylan’ın ilk uzun metraj çalışması Kasaba’nın (1997) ses tasarımı ve miksajında süpervizörlük görevi üstlendim. Ali Özgentürk’ün Mektup (1997) filmi de aynı dönemde çalıştığım projelerden biriydi. Sinan Çetin’in Propaganda (1999) filmi ise Sezen Aksu ile çalıştığım döneme denk geldiğinden; Sezen’in müziklerinin kayıt ve miksini yapıp kurgulayarak filme yerleştirmek için, yani bir çeşit müzik editörü olarak çalıştım.”

Endersestasarım

Film sektörünün artık tam ortasındayken 1999’da dört eski müzisyen arkadaşıyla ortak bir şirket kurarlar: Kedi Müzik. Bugün üretimlerini hala burada gerçekleştiren Akay’ın, ortaklarıyla Kedi’de yaptığı ilk film müziği çalışması Şellale’dir (2001). Kendisi filmin tamamen ses tasarımını üstlenirken, müzik üretimi ortağı Sunay Özgür’e aittir. Tabii bir yandan da reklam müzikleri ve başka müzik prodüksiyonlarına devam ederler. Aynı dönemde Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak (2004) ve daha bitmeden Neredesin Firuze’nin (2004) ön çalışmaları başlar. Ender Akay projelerin daha çok ses tasarımı, müzik kayıt ve miksaj gibi teknik taraflarını üstlenirken bir yandan da ilk ciddi film müziği çalışmalarına zaman ayırır: “Özellikle Neredesin Firuze filmi 8 ay süren, uzun bir müzik prodüksiyon aşamasından geçti. Çünkü film çekimi başladığında müzikler, çekimde kullanılabilecek düzeyde bir yapıya sahip olmalıydılar. Çekim sırasında şarkıcılar şarkıları, yapılmış kayıtlar üzerinden kamera karşısında canlandırmak durumundaydılar. Filmin içinde yer alan tam 21 şarkıdan 19 tanesi daha sonra müzik CD’si olarak yayınlandı.”

Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü (2006) ise film müziklerinin tamamını üstlendiği ilk projedir. Bu dönemde artık ses tasarımı çalışmalarına son verip müzik üretimine yönelmeyi tercih eder. Tarihsel bir film olması nedeniyle ilginç tecrübeler edinir: “Ciddi bir ön araştırma ve çalışma gerektiriyordu. 13. yüzyıldan kalan bir müzik örneği olmadığı için, Orta Asya’dan çıkıp bize kadar gelen müziğin ve enstrümanların yolculuğunu izlememiz gerekiyordu. Kısaca Ezel’in tarifiyle, müziği Orta Asya’dan göç ile alıp Bizans sınırlarına getirmeliydik. Bu açıdan hem öğretici hem de eğlenceli bir çalışmaydı.”

Bundan sonra aynı şekilde Ademin Trenleri (2007), Bir İhtimal Daha Var (2007), 7 Kocalı Hürmüz (2009), Saklı Hayatlar (2011) ile film müziği çalışmaları devam eder.

Gaip Arabesk, Dört Kitabın Manası, Ademin Trenleri ana tema; Ender Akay’ın kendi besteleri arasındaki favorilerinden: “Özellikle içlerinden Gaip Arabesk benim için tamamen bitmiş bir parça. Diğer yaptığım hiçbir besteyi -yayınlanmış olsa da- tam anlamıyla bitirebildiğimi söyleyemem. Bunun nedeni bence, müziğin bir mecraya hizmet için üretilmesinin yarattığı zaman ve ihtiyaç kısıtlamalarına maruz kalmış olmak.”

Hepsinin yanında bir de vokal koçlugu…

Ender Akay, Yedi Kocalı Hürmüz (2009) projesinde bu kez oyuncuların vokal koçu olarak çıkar karşımıza. Hatırlarsınız, Nurgül Yeşilçay ve Gülse Birsel’i şarkı söylerken izleyip dinlediğimiz projedir bu. İyi bir ses mühendisi olmanın, aynı zamanda sağlam bir psikoloji ve iyi terapist olma gibi özellikler de gerektirdiği, Akay’ın meslek hayatı boyunca vurguladığı bir durumdur zaten. Vokal koçluğu kendine has başka bir meslek dalı olmasına rağmen, geçmiş konservatuar eğitiminden kalma bilgi birikimini, özellikle Sezen Aksu ile çalıştığı dönemde (1995-2005) ondan edindiği tecrübelerle birleştirir bu projede. Vokal koçluğu da çalıştığı alanlardan biri haline gelir böylece. Her konuda olduğu gibi işini yaparken gösterdiği hassasiyet, onu bu açıdan da derinleştirir. Müzikal film projelerinde, ses mühendisi olarak kendine düşen rol en az yönetmeninki kadar hassastır çünkü: “Müzik aynı zamanda teatral bir içeriğe sahiptir, özellikle insan sesi kullanıldığında. Yani müziğin dramaturjisini aynı film veya bir tiyatro oyunu gibi, iyi analiz etmek gerekir. Bu görev kayıtlar sırasında tabii ki ses mühendisine düşebilir. Bu durumda şarkıcıyla ilişkisi, gerçekten işine hakimse bir yönetmenin oyuncusuyla iletişiminden pek farklı değildir. Şarkıcı stüdyo ortamında, tek kişilik bir seyirciye şarkısını söylemektedir ama yine de bir sahne performansı psikolojisi içindedir. Bunu iyi anlamak ve ona göre hazırlıklı olmak gerekir. Çünkü amaç , şarkı söyleyen veya enstrüman çalan bir müzisyenin en iyi performansını, verilen süreler içinde kaliteli ve kayıpsız olarak kaydetmektir. Müzisyenlerin, film projelerindeyse oyuncuların psikolojik rahatlığını sağlamak, mühendisin görevidir ama bu durum, kendi işine yaraması için de ciddiye alması gereken bir ayrıntıdır.”

7 Kocalı Hürmüz’de oyuncularla ayrıca yaşadığı stüdyo tecrübeleri, bakış açısını oldukça zenginleştiren etkiler de yaratır. İyi bir oyuncuya şarkı söyletirken, onların yönetmenlerle çalışma alışkanlıkları sayesinde, oyuncunun şarkının dramaturjisine göre rol yapabilmesini sağlamanın çok kolay olduğunu fark eder: “Hatta popüler şarkıcılar gibi, oyunculuk dönemlerinde aldıkları ses eğitiminin rol yapmayla birleşiminin, ürettiğimiz şarkıların etkisini artırıcı bir etken olduğu yadsınamaz bence.” diye özetler bu durumu.

EnderAkay3

Dünyada kendisini etkileyen, ses ve müziğin en iyi kullanıldığı film projelerini sorduğumda yakın zamanda izlediği için ilk aklına gelen Hobbit serisi oldu: “Ses tasarımı ve müzik tartışılmaz derecede etkileyiciydi. Bu alanda birbirinden farklı o kadar iyi örnekler var ki… Mesela Er Ryan’ı Kurtarmak (1998) filminin bir 25 dakikalık Normandiya çıkarma sahnesi vardır. Ses tasarımının etkisi, zaten Ses Oscar’ı aldırmış filme. Ses tasarımının sadece teknik değil, derin bir yaratıcılık gerektirdiğini gayet net anlatıyor. Filmde neredeyse çok az müzik var. Bu Amerikan filmlerinde hiç alışmadığımız bir durum. Ama çok başarılı bir ses tasarımı ve miksajı sayesinde baştan sona, gerçekten kendinizi savaşın göbeğinde hissedebiliyorsunuz. Bu tarz filmlerdeki kullanım biçimleri, ses tasarımının, film dramaturjisinin en temel parçalarından biri olduğunu çok net kanıtlıyor bizlere. Ayrıca Amelie (2001) filmindeki minimalist ve fantastik yaklaşım, hem incelikli bir ses tasarımı hem de aynı nitelikteki, dramaturjik olarak filmin duygusuyla coşan müzikle birleşince ortaya eğlenceli bir başyapıt çıkarmış.”

Bugüne kadar yer aldığı en büyük sound prodüksiyonu, belki sektör koşulları gereği sinemada değil de müzik alanında hayat bulmuş ve CD kaydı için tam 170 müzisyenle birlikte çalışmış: “Sezen Aksu ile çalıştığım dönemdi. 2002 yılında İzmir Efes Antik Tiyatro, Antalya Aspendos Açık Hava Tiyatrosu, İstanbul Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu ve Belçika’nın Brüksel kentindeki Güzel Sanatlar Sarayı’nda ‘Avrupa Hareketi’ kapsamında düzenlenen ‘Türkiye Şarkıları’ konser dizisi prodüksiyonuydu. Özellikle İzmir ve İstanbul ayaklarında yapılan kayıtlar, birkaç gün süren provalardan sonraki konserlerde gerçekleşti. 4 ses mühendisi, 4 ayrı mikser ve 96 kanallı bir kayıt cihazı gerekmişti. Teknik açıdan oldukça zorlu bir çalışmaydı. Sanırım 2012 yılında CD’si basılabildi.”

Belirtmekte yarar var; bu röportaj Ender Akay’ın, Fil’m Hafızasıyla ilk reel bir araya gelişi olsa da daha önce internette bir film hakkında araştırma yaparken bizimle birkaç yıl önce karşılaşmış: “Bu platformu kullandım da. Çünkü oldukça detaylı, bilgilendirici ve hatta alternatif yaklaşımlar bulabileceğim bir site olduğunu fark ettim. Güncel halini henüz derinlemesine inceleyememiş olmama rağmen, yararlı ve geleceği parlak bir platform olduğunu düşünüyorum. Bu alanda ciddi bir eksiği tamamlayabilecek yaklaşımların varlığını hissettiriyor ilk bakışta. Böyle devam!” dediğinde biz desteğimizi aldık. Herhangi bir filmden bağımsız olarak, artık kendi müziğini yapması konusundaki beklentimizi de dile getirdik. Ama hazır yakalamışken eğitmen yönünü de bizimle paylaşmasını istedik. Ses tasarımı ve film müziğinin teknik inceliklerine meraklı okuyucularımız, özellikle de sinema öğrencileri için, kendisiyle ders tadında bir derleme hazırladık.

Ender Akay önümüzdeki haftalarda, bu kez soru cevap şeklinde ilerlediğimiz çok daha teknik konularla Fil’m Hafızası’nda olacak. Biz dönene kadar onun müzikleriyle demlenme vaktidir şimdi 😉

 

Comments are closed.