Ender Akay’la Sinemada Ses ve Film Müziği Üzerine

On ...

© Sinem Dinçer (Fil’m Hafızası, 07.01. 2015)

Hatırlarsınız; Ender Akay’la Ekim ayında gerçekleştirdiğimiz ilk söyleşi sonrası, sinemada sesin kullanımı ve film müziklerine yönelik daha detaylı konuşmaya karar vermiştik. Bugün yeniden, ses tasarımı ve film müziğinin inceliklerine değindiğimiz bu yepyeni içerikle Fil’m Hafızası’ndayız. Keyifli okumalar…

“İyi bir ses mühendisini çoğu zaman fark edemeyebilirsiniz, ama kötü bir ses mühendisinin yaptığı bir iş her zaman fark edilir.”

ender akay

Fotoğraflar: Tolga Bayraktar (Nonstop Photography)

Mesleğinizi nasıl tanımlarsınız? Ses mühendisi tam olarak ne yapar ve çalışma alanları nelerdir?

Ses mühendisliği, özellikle müzik endüstrisinin yükselişte olduğu ve çoklu ses kayıt sistemlerinin ilk kullanılmaya başlandığı andan itibaren hayatımıza girmiş yeni bir meslek sayılabilir. Tabii ki ilk kayıt denemeleri 1857 senesine kadar uzanıyor ve ilk stereo kayıtların yapıldığı senelerin de 1930’larda olduğunu düşünürsek oldukça uzun bir gelişim sürecine sahip bu meslek. Başlarda sadece teknolojik olan ve yaratıcılık gerektirmeyen bir dal olan ses mühendisliği (ses teknisyenliği), 1960 ve 70’lerdeki çok sesli kayıt sistemlerine geçilmeye başlandığında ciddi bir önem kazanmaya başladı. Yeni üretilen çok kanallı kayıt sistemleri dışında, psikoakustik açıdan çok önem taşıyan yeni tür equalizer, mikrofon ve efekt prosesörleri, analog mixerler vs. sayesinde, sadece teknik bir iş alanı olmaktan çıkıp müziğin üretimine ciddi katkıları olan, estetik açıdan da zenginleşmiş bir mesleğe dönüşmeye başladı.

Bugün artık ses mühendislerinin çalıştığı alanlar oldukça genişlemiş durumda. Sadece müzik değil yine 30’lu yıllardan başlayarak film ve post prodüksiyon alanlarında da ciddi bir meslek halini aldı ses mühendisliği.

Temelde ses mühendisinin bugünkü işlev ve görevi (özellikle müzik alanında) seslerin, teknolojik imkanlar çerçevesinde en iyi şekilde kaydedilip mikslenerek müziğin son dinleyiciye en rahat duyum kalitesiyle ulaşmasını sağlamak. Böyle söylendiğinde oldukça teknik görünen bir iş olsa da bugün işin mutfağında olanlar için bu, artık oldukça artistik beceri gerektiren bir meslek haline geldi. Müziğin içindeki ögeleri anlamak, armoni ve enstrüman dengesine duyarlı olmak, ses frekanslarının en uygun dengede, insan kulağının alışkanlık ve duyarlılıklarına uyumlu hale gelmesini sağlamak; böylece müzisyenin, müziğiyle insanlara ulaştırmak istediği hissiyatı en olumlu haliyle aktarma becerisine sahip olmak… Kötü yapılmış bir müzik miksajını bugün artık kimse dinlemek istemez. Tabii ki zaman içinde teknolojik yenilikler sayesinde kullanılan aktarım araçlarının gelişmesiyle, dinleyici alışkanlıkları da belirgin bir değişim geçirdi. Burada en önemli rol ses mühendislerinin. Teknoloji, ancak yetkin ellerde gerçek kullanım alanını bulur çünkü. İyi bir ses mühendisini çoğu zaman fark edemeyebilirsiniz, ama kötü bir ses mühendisinin yaptığı bir iş her zaman fark edilir.

Film ve TV projelerinde kullanılan başlıca ses & müzik formatları neler?

Filmde kullanılan ses formatları yerine ses grupları demek daha iyi olacak. Filmin sesini üç gruba ayırıyoruz: Diyalog, Müzik, Ses Efektleri.

Bunlar da kendi içinde gruplara ayrılabilir. Diyalog için iki tür belirliyoruz; çekim kayıtları ve dublaj. İlki çekim sırasında kaydedilen diyaloglar (location sound). İkincisi ise post prodüksiyon sırasında eksik, kalitesiz ve oyunculuk açısından yetersiz kalan konuşmaların tekrar stüdyoda görüntü üzerine oyuncular tarafından canlandırılarak kaydedilmesi.

Müzik grubu; ana tema, karakterlere özgü müzikler ve score dediğimiz daha çok arka plan veya o sahnedeki ruh halini destekleyen, tek başına melodik veya şarkısal bir formu olmak zorunda olmayan müzikler. Yerine ve ihtiyaca göre değişkenlik gösterse de temel gruplar bunlar.

Ses efektlerini de üç ana grupta toplamak mümkün; ambiyans (yani doğal ortam sesleri), foley efektleri ve özel efektler (yani herhangi doğal bir kaynaktan gelmeyen tamamen tasarımcının çeşitli ses ögelerini birleştirip kullanarak özel olarak film için ürettiği efektler).

Foley tam olarak nedir?

Foley, filme ait diyalog, müzik ve çekim sırasında yapılan ses kayıtları dışında kalan ve stüdyoda foley artistler tarafından üretilen her türlü ses efektine verilen isim. Foley terimi 1930’lu, 40’lı yıllarda bu kayıt tekniğini geliştiren ve o zamanlar bir set işçisi olarak çalışırken, ses kayıtlarının yetersiz kalmasıyla bu eksiği görüp işe girişen Jack Foley’nin isminden geliyor. Öldüğü sene olan 1967’ye kadar kendi ismi hiçbir film kredisinde geçmemesine rağmen, yıllar içinde ustaya saygı gereği, bu işi yapanlara foley artist ve yapılan efektlere foley effects adı verilmiş. Onun zamanında bu efektlere ‘talkies’ ismi veriliyordu.

Foley artistler nasıl çalışırlar?

Foley artistler genellikle, bir ses mühendisi eşliğinde, kendi ihtiyaçlarına göre tasarlanmış ses stüdyolarında ekip olarak çalışırlar. Foley stüdyoları , artistlerin ihtiyacı olan her türlü araç gereç, oyuncak,  çeşitli yüzey blokları (toprak, taş, metal, kum, vs) ile donatılmış özel stüdyolardır. Filmin görüntülerinde bulunan veya bulunmayan, oyuncular tarafından kullanılan propların veya  ayakkabı sesleri, yürüme, koşma, kapı açma kapama, rüzgar, fırtına, gök gürültüsü, yumruk sesleri gibi ses çıkarabilecek her türlü madde ve durumun sesi foley artistler tarafından üretilip kayıt altına alınır. Bu sesler üretilirken kullanılan araçlar kaynaktan tamamen farklı olabilir. Örneğin, at koşma seslerini iki yarım hindistan cevizi kabuğunu, dizlere veya duruma uygun yüzeye kapalı şekilde vurarak elde etmek mümkün. Bir foley artist yaratıcı ve iyi bir gözlemci olmalı bu yüzden. Yine teknik işler kategorisine girse de bugün birçok filme yaratıcılıklarıyla ciddi katkılarda bulunmuştur foley artistler. Örneğin Star Wars film serisinde kullanılan ışın kılıcı, bunun en bariz örneklerden. Klasikleşmiş ve bugün ışın kılıcı olsa, hayal edebileceğimiz ilk ses olarak aklımıza yerleşmiş mesela.

ender akay

Uzun yıllardır bu sektörde çalışan biri olarak, sizce ses teknolojisinde gerçekleşen en büyük değişim neydi (nedir) ve bu değişim ses mühendislerinin rolünü ne şekilde etkiledi?

Bence en büyük değişim, dijital teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkan ses kayıt programları. Bu programlar hem besteci aranjörler için hem de ses mühendisleri için büyük rahatlıklar sağlıyor. Öyle ki bir ses mühendisinin ihtiyacı olan mixer sistemini kendi istediği gibi yapılandırmasını sağlayan kolaylıklar bunlar. Analog sistemlerden en büyük farkları, ses kalitesinin ciddi gelişim göstermesi, kayıt kolaylıkları, kanal sayısı artışı, edit yapma kolaylığı ve ciddi fiyatlarla alınan bir çok Eq, compressor, reverb vs gibi sinyal işleme ürünleri üreten firmaların bu alanda bizlere sundukları, çok kullanışlı ve daha detaylı plug-in teknolojisi.  Bu kalite artışının etkilerinden biri, temel bilgiye ve ilgiye sahip herhangi bir müzisyenin bile ortalama kalitenin üstünde bir kayıt-miks sonucu elde edebilmesini sağlamış olması. Yine de biz ses mühendislerinin bir uyarısı var bu konuda ”Don’t Try This at Home”…

Ancak etkili olan bir diğer husus, bu teknoloji sayesinde, üretim sürecinde harcanan zamanın azalması ve daha kısa süre içinde daha fazla prodüksiyonun hayata geçirilebilir olması.

Ses mühendislerinin işlevleri eskisi kadar ihtiyaç duyulan bir durum hala. Fakat eskiye nazaran bir ses mühendisinin daha kısa sürede yetkinlik kazanmasına yardımcı oluyor bu durum. Tabii ki tecrübe halen dijitize olmuş değil.

Post prodüksiyonda yaşadığınız en belirgin ses sorunları neler?

Genellikle, film sırasında location sound kayıtlarının, geri dönülmez biçimde gürültülü olması bazense kullanılamaz olması, stüdyo ortamında birçok ses ve diyaloğun tekrar kaydedilmesi veya üretilmesini gerektirir. Bu durum her zaman tek başına kayıtları yapan ses mühendislerinin hatalı oluşundan kaynaklanmaz. Çoğunlukla aynı sıkışık vakit durumlarında sesten fedakarlık edilmesi gereken noktalar söz konusu olabilir. O gün çekim sırasında yabancı ve ortama ait olmaması gereken seslerin (uçak gürültüleri, hava durumu, trafik ve diğer yabancılaştırıcı gerçek seslerin kayıt sırasında var olmaları), yapılmış olan kayıtlara karışmaları ve ayrıştırılamaz halde olmaları mümkün. Bu durum, ses ile ilgili en temel problemleri oluşturuyor, ama her zaman çözümsüz değil. Çoğunlukla her türlü ses stüdyoda üretilebilir veya filmde var olan kaliteli ses kayıt bölgelerinden (özellikle ses ambiyansı ile ilgili durumlarda, arka plan sesleri vs) edit yapılarak kullanılabilir. Diyaloglar, oyuncularla tekrar sahne sahne seyredilerek görüntüye senkron olarak dublaj stüdyolarında yeniden üretilebilir.

Post prodüksiyonun ses tasarım ayağında günümüzde ne tür ekipmanlar olmazsa olmazdır?

Bugün, Protools gibi profesyonel software programları kullanılması şart hale geldi. Bunun yanında yüksek kaliteli mikrofonlar, filmin bütçesi ve amacına  uygun surround ses sistemleri  ve sağlıklı, huzurlu, temel konfor ve teknolojileri içeren profesyonel stüdyolar tercih edilmeli. Çünkü çok uzun süre gece gündüz o ortamda yaşamanız gerekiyor.

Projelere sanatsal yaklaşımınızı değiştiren başarılı ya da ilginç bir teknolojik  gelişme oldu mu hiç?

Kişisel olarak protools gibi programlar, yarattığı çeşitli imkanlar açısından ses kalitesi ve tekniğini yeniden keşfetmeye başlamama olanak sağladı. Hatta başlarda tüm eğitim sürecini yeniden yaşıyormuşum gibi hissetmiştim. Ama bu sürecin zamanla sorunlara yaklaşımımı değiştirdiğini, eldeki genişlemiş imkanlar sayesinde yaratıcı çözümler bulmamı ve çok daha sanatsal işlevlerle projelere katkıda bulunmamı sağladığını düşünüyorum.

Müzisyenliğimi de geliştiren, standart sınırlar ve kısıtlamalardan sıyrılıp, hayal gücümün gelişmesine de olanak sağlayan teknolojik gelişmeler benim için bunlar. Eskiden zor şartlarda ve daha erken teknolojilerle üretilmiş olanın daha doğru gibi gelmesine pek isabetli bir yaklaşım olarak bakmıyorum. O zamanlarda üretilmiş olan bir çok sanat ürününün bugün üretilenlerden daha iyi ve güzelmiş gibi görünmeleri, kişisel olarak nostaljik ve hatta moda değişiminden kaynaklı bir durum olabilir. Daha önce üretilen güzel eserler, var olan teknolojik gelişimle sahip oldukları değerleri kaybetmezler. Ama gelişen teknolojiyi hiçe saymak, eskiye özlem ve yeni olanın eksiklerine önyargılı bakma refleksi, yeniden keşfetme sürecinin zahmetli bir durum olarak görülmesi ve alışkanlıklardan vazgeçme durumundan kaynaklı olabilir diye düşünüyorum.

Sonuçta benim için bütün bu gelişmeler – kültürel olarak da – sanatsal yaklaşımları zenginleştiren ve insanın ufkunu genişleten yeni üretimlere gebe her zaman.

“Günümüzde halen bir filmin prodüksiyon aşamasında, büyük çoğunlukla ses ve hatta müzik, planlar dahilinde en geride kalmakta. Oysa filmden sesi tamamen çıkardığınızda görüntünün tek başına bir anlamının kalmadığı görülür. Sessiz film dönemlerinde bile gösterim sırasında çalınan canlı müzik performanslarına ihtiyaç duyulmuştur.”

ender akay

Ses kaydı ve ses miksajı nedir, film çeken birinin mutlaka bilmesi gereken farklılıklar neler?

Ses kaydı film sırasında en çok dikkat edilmesi gereken alanlardan biri. Kaliteli ve dikkatli yapılmış bir kayıt,  filmin dramaturjik zenginliğini ciddi ölçüde arttırır. Tecrübeli, kalifiye, teknolojik donanıma sahip bir ekiple çalışmak hem zaman kazandırır hem de post prodüksiyon aşamasına hız katar. Fakat yine de zaman, bütçesizlik ve oyuncu performansına kurban edilen eksik ve hatalı kayıtlar, zahmetli ve bütçe yükünü arttıracak ek bir post prodüksiyon sürecini gerektirir. Ne yazık ki  birçok prodüktör veya yönetmeni bu argümanlarla tam olarak ikna etmek pek mümkün olmamakta. Günümüzde halen bir filmin prodüksiyon aşamasında, büyük çoğunlukla ses ve hatta müzik, planlar dahilinde en geride kalmakta. Oysa filmden sesi tamamen çıkardığınızda görüntünün tek başına bir anlamının kalmadığı görülür. Sessiz film dönemlerinde bile gösterim sırasında çalınan canlı müzik performanslarına ihtiyaç duyulmuştur.

Miksaj aşaması aynı şekilde seslerin dengeli biçimde “doğru yer, doğru zaman ve doğru seviyede”, filmin dramaturjisine uygun ve destekleyici şekilde ihtiyaç duyulan formatlara (dolbystereo, dolby surround, Dts vs.) indirgenmesi, aktarılmasıyla sonuçlanır. Burada da ses mühendisi bu alanda tecrübeli insanlardan seçilmeli; çünkü her ne kadar meslek ismi aynı olsa da, film ses miksajı çok farklı bir teknik tecrübe gerektirir.

Ses montajcısı ve ses miksajcısı arasındaki görev paylaşımı nasıldır?

Eğer şartlar ve bütçeler uygunsa bu mühendisler farklı kişiler olmalıdır, hatta bu ekibin içerisinde ses tasarımcısı, montajcısı ve miksajcısı olmalı. Ama genelde ülkemizde bu işi şartlar gereği aynı kişi yapmak durumunda kalıyor. Yine de ses montajcısı, miksaja teslim edeceği sesleri, miksajcının zamanını verimli kullanmasını sağlamak için, mümkün olan en uygun şekilde temizlemeli, kayıtlar ve tasarımda oluşturulan seslerle, proje çok kanallı hale geleceğinden (ortalama 64-128 kanal), kanal düzeni ve planlaması yapmalı. Her aşamada koordineli çalışmaları gerekebilir. Çoğu durumda miksaj sırasında ses montajcısı da bulunarak bir yandan yeni oluşan ses ortamına ekleme ve eksiltmeler yaparak katkıda bulunur. Miksajcı ise, ‘elde bulunan imkanlar dahilinde’, ses kalitesinin filmle dramaturjik, psikoakustik ve estetik olarak uyumlu biçimde olmasını sağlamak gibi, teknik yetinin dışında bir kalite ve tecrübe standardına sahip olmalı.

Miksajcının ekibinde kimler olmalıdır?

Ses kayıt mühendisi, ses montajcisi, ve miksaj asistanları. Ses tasarımcısı bu aşamada bu ekipten bağımsız çalışan bir ses mühendisi olabilir ama ekibin içinde de yer alabilir.

Ses tasarımcısı, bu mesleğin ilk geliştiği dönemlerde,  teknik bir personel olan ses montajcısı olarak adlandırılırken, bugün ayrı bir meslek ve yaratıcı sürecin bir parçası olarak karşımıza çıkmakta.

 “Soundtrack” bir filmin sadece müziğini mi ifade eder yoksa evrensel tanımında buna filme ait diyaloglar, ses ve efektler de dahil midir?

Soundtrack kelime anlamıyla, ses kanalı demek. Fakat zaman içinde filmlere ek promosyon getirisi sağlamak amacıyla, önceleri film üzerinde bulunan ve filmle birebir senkron olan müzik kanalı,  plak ve daha sonra kasetlere basılıp Soundtrack adı altında satışa sunuluyordu. Bu terim bu zamanda karşımıza çıkmaya başlamıştı ilk. İlerleyen dönemlerde, filmde kullanılan müzikler ayrı bir ek prodüksiyon aşamasından geçerek filmden bağımsız aranjman formlarında film müziği albümleri olarak yayınlanmaya başlandı, ismi halen Soundtrack Music Album veya Motion Picture Soundtrack olarak kullanılmakta.

Sinemadaki estetik kaygısını  kadrajlar arası uyum, doğru ses ve ışık kullanımı, senaryonun niteliği ve de müzik kullanımı olarak belirlediğimizde, film müziği estetiğini nasıl tanımlamalıyız?

Film müziği normal olarak gündelik hayatımızda dinlediğimiz müziklerden farklılık gösterebilir. Burada film müziğini birkaç kategoriye ayırmak mümkün. Daha önce konuştuğumuz gibi, ilk olarak ana temamız filmin karakterini, kişiliğini ve hatırlanabilirliğini yansıtan etkin bir rol oynar. O müziği herhangi bir yerde duyduğunuzda aklınızda filmi çağrıştıran bir etki yaratır. Örneğin Pirates of the Carribean (2003) filminin ana teması bu etkiye en iyi örneklerden biri. Tek başına güzel ve etkileyici bir müzik olsa da filmle özdeşleşmesi hem müziğin etkisini hem de filmin promosyonunu yapması açısından takdire şayan. Ana tema, filmin birçok yerinde etkin bir şekilde kullanılır ve o gerçekliğin altını çizerek filmle bütünleşmemize yardımcı olur.

Karakter müzikleri olarak adlandırdığımız grup, ana karakterlerimiz için özel olarak bestelenip, oyuncunun karakter yapısındaki özelliklerin altını çizerek, karakter analizine yardımcı olur. Kompozisyon olarak değişken ruh halleri için, aynı temanın farklı enstrüman, ritim ve aranjman formları kullanılabilir. Örneğin Amelie (2001) filminde temalar, karakterimizin durumla ilişkisinin altını çizmek için karakter o ortamın içinde göründüğünde, zamanlaması etkin bir biçimde kullanılıp, sahne hikaye ve karakter ilişkilerinin altını çizerek bizi yönlendirme amacı güder ki giderek karakterle özdeşleşmemize ve hikayeye kendimizi de dahil edebilmemize yardımcı olur.

Score dediğimiz, ambiyans ve ruh hali müzikleri ise tek başlarına müzikal, şarkısal bir forma sahip olmadan, bulunduğu sahnenin yapısına uygun, bazen kontrast bazen de senaryo ve anlatım yöntemlerinin gerektirdiği şekilde sahne alarak, bize hikayenin hangi ruh halinde aktığını vurgulayan etkilerle yine hikayenin akışına kendimizi kaptırmamıza yardımcı olur. Özellikle Hollywood yapımlarının tipik tarzında, score müzikleri hemen hemen hiç susmadan filmin başından sonuna akabilir.

ender akay

Kullanılan armonilerin, enstrümanların, yıllarca tecrübe edilip belirlenmiş formatlarla kullanıldığına tanık oluruz. Özellikle bas sesler içeren enstrüman ve aranjmanlar, armoniler, daha karanlık etkiler yaratma amacı gütmüş, klişeleşmiş yaklaşımlarla filmin dokusuna işlemiştir. Örneğin Jaws (1975) filminde, köpekbalığının her görüneceği yerde, sadece iki notadan oluşan bas orkestral melodi bunun en klişe örneklerinden sayılabilir. Korku, gerilim filmlerinin vazgeçilmez yaklaşımlarına iyi bir örnektir. Aynı şekilde mutluluk, rahatlık içeren melodilerin kullandığı armoniler ve enstrümanlar da karakteristik özellikler içerir. Daha yüksek frekanslı ama yumuşak sesli enstrümanların (örneğin, flüt, vibraphone, klasik gitar vs.) insan psikolojisi üzerindeki etkisi bu yönde kullanım alanı bulur.

Filmlerde müziğinin kullanımında en dikkat ettiğimiz konu, müziğin dramaturjik yapısının filmle uyum içinde olması. Burada uyumdan kasıt filmin ihtiyacına göre, müziğin yer yer kontrast oluşturmasına da izin vermek gerekebilir. Örneğin aksiyon veya hareketli bir sahneye, keskin bir duygusallık katan sakin ve rahatlatıcı bir müzik kullanılabilir. Bunlar, yapılan ön çalışmalar sırasında müzisyenin yönetmenle ve hatta senaristle iletişimini gerektiren kararlar. Müziğin kullanım anındaki seviyesi sahnenin etkisini belirleyici artırıcı bir tavırdır ve seyirciyi yönlendirme amacıyla etkin bir biçimde kullanılır. Ses yüksekliğindeki her tür devinim, bir ifade tarzına denk gelebilir ve aslen miksaj sırasında karar verilebilen, filmin akışı ve söylemiyle özdeşleşen yaklaşımlar içerir.

Gerçek seslerle müziğin birlikte kurgulanması gereken yerlerde oluşan hassasiyetler neler?

Burada denge unsurları tamamen filmin anlatım tarzıyla belirlenir. Özellikle yönetmen, müziğin nerelerde hikayenin önüne geçip başrolde olması gerektiğine karar vermeli. Gerçek sesler ve müzik, dramaturjinin içinde dengeli bir rol oynamalı. Yani hikayenin etkisini artıracak durumlar bazen, müziğin gerçek seslerin altında kalmasını gerektirebilir. Bazen de tam tersi, hiç ses olmadan sadece müzikle sahnenin etkisi belirlenebilir. Buradaki hassas durum, yanlış bir dengeyle seyirciyi filme yabancılaştırıp, gerçek bir hikaye değil de bir kurgu seyrediyor olduğunu hatırlatıp, filmden kopmasına neden olunabilmesi riski. Aslında en önemli konu seyircinin tamamen filme, hikayeye, yaratılmış olan sanal dünyaya en etkin şekilde inanmasını sağlayacak bir tavır, yaklaşım belirleyebilmek ve seyirciyi bu dünyanın içine alıp, sürekli o an içinde olmasını sağlayabilmek olmalı.

Görüntüler oluşmadan, elinizde sadece senaryo  varken bir müzisyen olarak yönünüzü nasıl belirliyorsunuz?

Bu durum sıkça karşılaşılan ve temelde projenin hızlı ilerleyebilmesini sağlamak için, planlanması gereken etkin bir yöntem. Müzisyen olarak görüntü olmasa da, hikayenin akışından bir kitap okur gibi, sahnelerin etkisini hayalinizde canlandırabilmeniz gerekiyor. Senaryo aşaması, müzisyenin yönünü belirlemesinde etkili bir rol oynar. Görüntü olmadan da hayal gücünün desteğiyle, müzisyen biraz da kendi dünyasını anlatmaya girişebilir. Filmin dramaturjisini kavramak için yararlı bir yaklaşım bu. Ön çalışmalar genel olarak ana tema bulunması üzerinde yoğunlaşır. Daha sonra bazen yönetmenin müziği düşünmediği sahnelerde bile müzisyen, kendi anlayışı ve dramaturjik yaklaşımıyla bir sahneye beklenmedik bir etki yaratabilecek kompoziyonları sunabilir. En önemli avantaj, film şekillenirken, müziklerin demo seviyesinde bile olsa yönetmene çekim sırasında yardımcı olabilecek desteği sağlamasıdır. Bazen bir müziğin varlığı, sahnenin senaryodakinden farklı çekilmesine bile gerektirebilmekte. Bu durum, müziğin filmle daha homojenize olmasına ve anlatım etkisini artırmasına neden olur tabii.

Çok iyi bir müzisyen olmak, bir filme müzik yapmak için yeterli bir nitelik midir? (Müzikle beraber sinemayı da bilmek , sahnenin & müziğin ritmi vs.)

İyi bir müzisyen olmak görece bir kavram. Ayrıca bir filme müzik yapabilmek için yeterli bir nitelik de değil bence. Temel bir müzik yeteneği, eğitimi ve bilgisine sahip olmak başlangıç için gerekli tabii ki. Ama burada önemli olan film ve hikayenin dramaturjisinden, insan üzerindeki psikolojik etkilerinden haberdar olmak ve aslen kültürel olarak gözlem, deneyim sahibi olmanın gerekliliği. Kültürden kasıt, filmin hitap edeceği seyirci kitlesinin kültürel yapısını iyi analiz edebilmek. Çünkü, hikayeyi sunum biçimimiz – başarılı olma amacıyla – var olan algı seviyesine uyumlu olmalı. Tabii ki sanatçının en temel işlevlerinden biri,  algı seviyesini bir üste taşımaya yardımcı olmak olsa da öncelik bu seviyeyi iyi analiz edebilmektir aynı zamanda. Hitap edilecek seyirci kitlesi temel alındığında, bu kitlenin alışkanlıkları, duygusal yaklaşımlarındaki ayrıntılar ve kültürel bir ortak paydada buluşulan durumların iyi analiz edilebilmesi şart. Tabii ki bu, en ideal yaklaşımda ortaya çıkar. Ama popüler kültürün gerekleriyle bu işlev günümüzde oldukça kısıtlı şekilde kullanılmakta, yani satış rakamları belirleyici diyebiliriz. Ayrıca en klişe söylemlerden biri olan “halkımız anlamaz” yaklaşımı ve halkın anlayacağı şekilde formül arayışları, üretimi kısıtlayıcı yaklaşımlar olsa da Türkiye film endüstrisinde belirleyici bir etken olagelmiş. Satış rakamları baz alındığında, “ya göbek attıracak ya da ağlatacak”  söylemi daha ön plana çıkmakta.

Sadece hikaye anlatmak için müzisyenin katkısını belirli bir seviyede tutabilirsiniz. Klişelerden yararlanıp, anlatımı destekleyici işlevi dışında herhangi ekstra bir katkıya ihtiyaç duymayabilirsiniz. Yine de yönetmenin; hikayesini, müzisyenle doğru paylaşması ve isteklerini net olarak açıklayabilmesi önemli bir husus. Müzisyenin yetkinliği aktarılan bilgiyi, ihtiyacı iyi analiz edip, filmin dramaturjisine en uygun hissettiği şekilde müziğini üretebilmekte yatar. Sadece iyi müzisyen olmak yetmediği gibi, film dünyasının işlevsel yaklaşımlarını iyi analiz edebilmeli, müziğin farklı bir formda sunulması gerektiğini kavramalı. Bazı durumlar, filmin yapısı gereği, bildiğimiz tanıdık şarkı formatlarının kullanılmasına da olanak tanır mesela. Bunu yaparken bile kullanılacak müziklerin yapılarını filme uyarlamak, müzikal yetkinlikle beraber, estetik bir yaklaşıma da sahip olmayı gerektirir.

ender akay

Yerli yapımlarda müziğin, filmin çok üstüne çıktığını düşünüyor musunuz?

Bu soruya evet diye cevap vermek için, müziğin filmin çok üstüne çıktığı durumları, o film çerçevesinde ve filmin dramaturjisi içinde analiz etmek gerek. Bu durum müziğin yanlış kullanımıyla ortaya çıkan bir tepkiyse, amacından sapmış bir etki yarattığı da yadırganamaz bir durumdur. Eğer müzik gereğinden fazla yüksekse zaten rahatsızlık vererek filmden kopmanıza neden olabilir, bu da filme zarar verici bir etken olarak boy gösterir.

Bence bu durum klişeleşmiş bir yaklaşım. Müziğin seviyesi daha önce de belirttiğim gibi, daramaturjik bir yaklaşımla belirlenmeli. Bazen yüksek müziğin istenen etkiyi artırdığı, bazen de azalttığı gözlemlenebilir. Hassaslık, benim görüşüme göre, her zaman altın dengeyi yakalamak üzerine kurulmalıdır. Yani “doğru yer, doğru zaman, doğru seviye”. Bu yakalandığında müziğin yüksek veya alçak olmasının etkisi daha iyi anlaşılabilir. Eğer işlevsel ise yüksek olmasında sakınca yok bence.

Bugüne kadar birçok yönetmenle girdiğim diyaloglarda, yönetmenin en büyük korkularından birinin, müziğin filmin önüne geçmesi olduğunu öğrendim. Bu yaklaşım çoğu zaman müziğin işlevsel değerini, katkısını kısıtlayıcı bir rol oynar. Bir müzisyen olarak subjektif bir yaklaşım ve kişisel tercihim nedeniyle, filmlerde etkin müzik kullanımını savunan insanlardanım. Öncelikle film, her şekilde senarist ve yönetmenin fikirlerinin etkin olduğu tamamen kurgulanmış bir sanal gerçeklik. Her türlü seyircinin keyif almasına olanak sağlamak için elimizdeki tüm imkanları kullanmamızı gerektiriyor. Bu sanal dünyaya müziğin katkısı, benim gözümde, yadsınamaz bir güce sahip. Birlikte uyumlu şekilde hareket edildiğinde bu tür zorluk ve kısıtlayıcı etkiler azalarak, filmlerin değerini artırıcı yeni yöntemler geliştirmek her zaman mümkün.

Müzisyen & yönetmen, müzisyen & yapımcı diyalogunu tecrübeleriniz çerçevesinde değerlendirecek olsanız…

Öncelikle müzisyen ve yönetmen iyi bir diyalog içinde olmalı elbette. İyi bir yönetmen, oyuncularını nasıl yönetip onlardan en iyi verimi almaya çalışıyorsa, aynı şekilde müzisyenlerini de benzer bir yaklaşımla yönlendirebilmeli. Yönetmenin müziğe yaklaşımı etkin bir role sahip yani. Kendisi müzisyen olmasa da mutlaka çalıştığı alanda iyi bir araştırmacı, dinleyici ve gözlemci olabilmeli. Müzisyenlerle yönetmenler arasındaki en büyük sorunlar, bu gibi durumların eksikliğinde ortaya çıkıyor. Yani yönetmenin müzikle olan kişisel ilgi ve tecrübesi ne kadar kısıtlıysa, müzisyenle diyaloğu o derece zor olabiliyor. Bunun yarattığı etkiyse,  yapılan müziklere karşı oluşan memnuniyetsizlik olarak karşımıza çıkabiliyor. Bazen müzisyenleriniz bu işte yetkin kişilerse (ki müzisyen seçimlerinde, müzisyenlerin tecrübesi belirleyici olmalıdır), yapılacak olan müziklerin, yönetmenin onlara tanıyacağı özgürlükle beklenmedik bir etki yaratma olasılığı da var. Bu gibi durumlar ancak karşılıklı güvenin sağlanmasıyla oluşabilir. Bu da ancak zamanla, belirli bir birlikte çalışma süreciyle ortaya çıkar. Her aşamada diyalog şart ve unutmamak gerekir ki sanatsal alanlar, duygu dünyasının yoğunluğunda cereyan eden üretimlere gebedir. Sanatçının doğası kaotiktir diyebiliriz.

Yapımcılarla olan ilişki daha maddi bir çerçevede gelişiyor genel olarak. Yani müziğin filme katkısının, satış değerlerini artırıcı olup olmadığı da mutlaka masaya yatırılıyor. Kişiye göre değişse de pazarlama açısından, müzikle ilgili fikirler, sadece sanatsal yaklaşımı değil kültürel ve haliyle popüler yaklaşıma da önem vermeyi gerektiriyor. Tabii ki filmlere ayrılan bütçelerin büyüklüğü ve film şirketlerinin yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan gişe gelirlerini artırıcı yaklaşımlar oldukça anlaşılır bir durum. Yapımcıların müziğe yaklaşımı ve aynı şekilde iyi bir dinleyici, gözlemci ve analiz yeteneği olması bugünkü endüstri dinamiklerinde bir gereklilik halini alıyor. Çalıştığınız insanlarla olan diyaloğunuz ve uyumunuz ciddi önem kazanıyor. Bu bağlamda müzisyen, film alanında çalıştığı kişiler anlamında (yönetmen, senarist, yapımcı ve hatta oyuncu vs.) oldukça dengeli bir yaklaşıma sahip olmak zorunda kalıp bazen de filmi yönetmen kadar iyi analiz edebilmeyi öğreniyor.

Comments are closed.