Kalbimdeki Işık

On ...

© Sinem Dinçer (CineMarkaj, 13.05.2013)

“Işıksız bir dünyada atılan her adım büyük cesaret gerektirir.”

Kurmaca bir film olan “Kalbimdeki Işık”, aslında görme engelli piyanist Yu-Siang Huang’ın gerçek yaşam öyküsü deneyimlerine dayanmakta. Yu-Siang, filmde zaten kendisi canlandırmakta.

Doğuştan kör olan Yu-Siang, ailesinin Tayvan’daki köy evinden ayrılıp müzik okumak için şehir merkezine üniversiteye gider. Bu sıradışı öğrencinin, önce annesinin himayesinde başlayan okul macerası hayatta engelleri bu kez desteksiz aşma çabasını konu almakta.

Başta dramatize edilmiş bir hayat mücadelesi ve nihayetinde erişilmiş bir başarı hikayesi izleyeceğimizi düşündüren film; aslında seyirciyi hiç de manipule etmeden esas kahraman Yu-Siang ve okul arkadaşlarının içtenlik, yetenek ve azmine tanık olmamızı sağlıyor.

Bu ilk uzun metraj filminde, biri işitselliğe diğeri ise görselliğe dayanan ‘müzik ve dans’ üzerinden oldukça çarpıcı bir anlatım dili yaratmış Tayvanlı yönetmen Chang Jung-chi. Kurgu ve gerçeklik arasındaki nüansı da ustalıkla dengeleyip oldukça akışkan bir görsel örgü tasarlamış.

Filmin ikinci önemli karakteri ise, bir çay dükkanında çalışan Jie. Sandrine Pinna’nın canlandırdığı, fiziksel herhangi bir engeli olmayan ancak dans tutkusuna yönelik özgür hareket alanı da bulamayan mutsuz bir genç kız. Filmin senaristi Nyssa Li bu iki karakterin, Siang ve Jie’nin öyküsünü başarıyla iç içe geçirmiş. Ne çok erken ne de çok geç, tam da seyirciyi rahatsız etmeyecek bir nedenle ve biçimde gerçekleştirmiş iki ana karakterin yollarının kesişmesini. Ayrıca belirtmekte fayda var; ana karakterler dışında anneler başta olmak üzere, tüm yan karakterler çok belirleyici, eğlenceli ve özel.

Oğlunu nitelikli bir müzik okuluna götürürken endişelerinden kolayca kurtulamayan anne; onun, o “normal” ortamda birkaç tökezleyişten sonra kısa sürede hayatını toparlamasına gururla şahitlik eder. Siang, müziğe yönelik sıradışı hayalleri olan ve tuhaf giyinen şişman oda arkadaşının da desteğiyle yeni arkadaşlar edinir ve hep birlikte hayallerini gerçekleştirmeleri yönünde kaygılı da olsa kararlı adımlar atmaya başlarlar.

Filmde bütünüyle gösterişsiz ve son derece keyifli anlar söz konusu. Mesela Siang ile üç arkadaşının klasik ve caz varyasyonlar üzerine oluşturdukları sıradışı müzik grubunun okul klübü provalarını izlediğimiz sahneler oldukça eğlenceli. Siang’ın çocukluğundan beri sesleri kaydettiği kasetleri keşfeden Jie’nin, katılacağı dans seçmeleri öncesi ona ilham oluşu da, filmde yer alan istisnasız her materyalin gediğine doğru düzgün oturuşunun örneklerinden biri sadece.

Oyuncu kadrosu çekici, ancak kimi zaman görsel yönetimin aynı çekicilikten yoksun kalabildiğini söylemek mümkün. Seyirciyi sömürmeyen, ama yer yer ‘gençlik filmi’ duygusunun ötesine geçemeyen anlar da söz konusu filmde. Dans sahnelerinin genel plan çekimlerinin seyirci üzerindeki etkileyiciliği pek yoğun değil fakat aynı sahnelerin yakın plan çekimlerinin özellikle soluklaştırılmış renkleri ve diğer karakterlerin sahne geçişlerine bağlantıları ilham verici. Filmin geneline canlı renkler hakim. Siang piyano başında harikalar yaratmakta. Seyirciye dinletmek için değil, filme hizmet etmek için tam dozunda kullanılmış müzik.

Elbette bu filmin Yu- Siang Huang‘ın biyografisi olduğunu söylemek doğru olmaz. Ancak yönetmenin Siang’ın en güçlü ve sempatik yönlerini keşfedip filmde doğru kullanışı, bu dahi piyaniste salt bir beyazperde karakteri muamelesi yapmamızı engelliyor. Filmin güzelliği konunun detaylarda var edilişi. Özetle KALBİMDEKİ IŞIK, kalabalık ve kaotik bir şehirde tutunmaya çalışan bir konservatuvar öğrencisinin hayatından fazlasını sunuyor.

Comments are closed.