Seyretmeden FRAMEBY, seyrettikten sonra FRAMEBY

On ...

(c) Sinem Dinçer (Egoist Okur, 16.02.2014)

Sürekli yeni bir şeyler arayıp ne izleyeceğime karar veremediğim ve arkadaşlarıma “Hiç yardımcı olmuyorsunuz ki!” diye serzenişte bulunduğum bir akşam İsmail Orhan Postalcıoğlu’ndan geldi öneri. “Seni buraya alalım” diyerek Frameby’ın (frameby.com) linkini gönderdi bana.

Siteye üye olup inceledikten sonra ardındaki cesur öyküye tanıklık ettim.

Birbirini anlayan ve birbirine güvenen ve birlikteyken çok eğlenen üç arkadaşın; Fatih Aslan, İsmail Orhan Postalcıoğlu ve Görkem Kılıçaslan’ın sinemaseverlerin gereksinimlerine öncülük ettikleri şahane bir girişimcilik öyküsü bu.

(Bu röportajı yaptığımızda Fatih Aslan’a ait olan Frameby fikrinin, yakın zamanda TEB Girişim Bankacılığı desteği aldığını da belirteyim.)

Fatih Aslan, İsmail Orhan Postalcıoğlu ve Görkem Kılıçaslan’la sinemaya, sosyal medyaya ve elbette Frameby adlı girişime dair konuştuk. Uzun bir hazırlık sürecinden sonra, şimdi de uzun bir maceraya hazır olan bu üç genç adamın da dediği gibi: “Sonuçta düşünüyoruz, bir ülkeden neden girişimci çıkmaz? Bunun bazı sebepleri var. Eğer senin eline zor veya kolay bir fırsat geldiğinde kullanmıyorsan hata yapmış oluyorsun. Biz o fırsatı bulduk, kullanmaya çalışıyoruz. Mesela bir Twitter, önümüzdeki 10 yılda Türkiye’den çıkmayacak gibi görünüyor. Ama bir yandan da, niye çıkmasın ki?”

Öyküyü en başından alırsak…

frameby1

‘Aradığımı Google’da, IMDB’de bile bulamamıştım…’

Nasıl ve neden böyle bir platform oluşturma ihtiyacı duydunuz?

Fatih Aslan: Çalıştığım firmada herkes bana “Abi, akşam ne izleyeyim?” diye soruyordu. Kimisi “Hanımla izleyeceğim”, kimisi “Bir kızla tanıştım, sinemaya götüreceğim, ne izleyeyim?” falan diyordu. Öyle çok acayip bir sinema kültürüm var diyemem. Çok film izledim ama editör yanım olmadı hiçbir zaman, abartmadım ilgimi. Buna rağmen çok film izlediğim için standartların üzerinde bir birikimim vardı, tavsiyeler veriyordum. Sonra baktım, bunun bir platformu olmalı. İnternette her şey var, bu da vardır illa ki… Araştırdım, iki ay kadar gezindim orada burada, Google’ladım her şeyi, çıkmadı. Sonra IMDB’yi inceledim, arkalarında Amazon gibi bir dev var üstelik… Orada da bir şey bulamadım. 1990’lar kafasında kalmışlar. Zaman bu zamandır, bari ben girişeyim bu işe dedim. İyi hissettim kendimi. Hayatımın şartları da uygundu bunun için. Radikal bir karar verdim. Ama tabii tek başıma yapabileceğim bir iş değildi bu. Görkem’e anlattım projeyi, o da çok beğendi.

Neye göre seçtin bu iki kişiyi?

Fatih: Güvendiğim, bildiğim adamlar. Bir de projede işe yarayacakları alanlarda iyiler. Yani işinde vasat bir insan böyle zor ve muadili olmayan bir uğraşta işime yaramayacaktı. Ufku olan, hedefleri olan, kolay kolay vasat performanslarla yetinmeyecek adamlar olması gerekiyordu. Görkem kendi işinde çalışıyordu, bu proje için ayrıldı. Sonra da İsmail’le konuştuk.

İsmail, senin niye hoşuna gitti proje?

İsmail Orhan Postalcıoğlu: Benim uzmanlık alanım sosyal medya. Reklamcıyım ama bunu sosyal medya üzerinden yapıyorum ve aslında uzun zamandır Fatih’in sözünü ettiği eksikliği ben de fark ediyordum. IMDB’de bir dünya film var ama o filmleri hangi arkadaşlarım izlemiş, beğenmiş, onun bilgisi yok. IMDB’nin Amazon gibi bir fırsata rağmen böyle bir şeyi başaramaması bende bir eksiklik duygusu uyandırıyordu. Fatih’le bunları konuşmaya başladık… Başlangıçtaki amaç, film tavsiyeleri vermekti.

Fatih: Ama konuştukça, işin içine girdikçe sosyal medyaya kaydık ve nihayetinde bir sosyal medya platformu haline geldik.

‘Müthiş bir inovasyon, müthiş bir teknik yaratıcılık’

Görkem, anladığım kadarıyla tüm iş yükü sendeydi zaten o sırada…

Görkem Kılıçaslan: Tabii. Yani yazılım olarak bütün iş yükü zaten bende. Onun dışında genelde beraber karar veriliyor her şeye. Daha sonra bana doküman olarak hazırlanıyor. Ben kodlamayı yaptıktan sonra ‘ne eksiği var’ı, ‘nasıl geliştirebiliriz’i onlarla konuşuyorum ve nasıl bir yol izleyeceğimize beraberce karar veriyoruz.

İsmail: Aslında orada müthiş bir inovasyon, müthiş bir teknik yaratıcılık var. Çünkü insan filmlerle ilgili bir şey yapmak istiyorsa, her şey güncel olmalı. Sitede afişler, fragmanlar, bilgiler var; bunları manuel girmeye kalksak üç kişi mümkün değil yapamayız.

Bu hâlâ şirkete dönüşmemiş bir oluşum mu? Şirketleşmeye yönelik bir umut var mı?

İsmail: Valla açık konuşayım başından beri esas amacımız o. Böyle bir oluşumun kendi aramızda amatör kalmasını hedeflemedik. Bu büyük bir ihtiyaç ve varlığıyla insanların hayatını hakikaten bir şekilde güzelleştirecek bir şey. Eğer biri film izleyip onu başkalarıyla paylaşmak istiyorsa bunu paylaşacağı yer Twitter değil, çünkü 10 dakika sonra paylaştığı link gidecek, kaybolacak… Facebook hiç değil, çünkü orada aynı anda 50 şey paylaşılıyor ve senin paylaştığın şey, o kalabalığın arasında kaynayacak. İnsanın gerçekten filmlerle ilgili fikir alıp vermek gibi bir ihtiyacı varsa, bunu giderebileceği oluşum burası… Biz başından beri bu işin profesyonel bir yöne evrileceğini tahmin ediyoruz.

Fatih: Ama ne olursa olsun esas amacımız bu işten para kazanmak değil… Para bizim için bir araç olacak. Amacımız, hep konuşup taze tuttuğumuz hayalimiz, bunun gibi güzel işleri yapabileceğimiz konumda olmak. Ekonomik rahatlığımız, kendimize ait ofisimiz olsun istiyoruz. O ofiste sevdiğimiz ve inandığımız insanlarla çalışabilmeyi düşlüyoruz. Bizim asıl amacımız her zaman için bu. Dolayısıyla olacak. Çok değil, birkaç ay içinde şirketleşeceğiz.

frameby2

 

Frameby ve üzeri filmlerle dolu sınırsız raf sistemi

Peki diyelim ki ben bireysel olarak üye oldum siteye. Sitenin bana önerdiği, tanımadığım bir sürü insan tarafından oluşturulmuş bir raf sistemi geldi önüme. Benim bu rafları, kimi takip edebileceğimi bilmem açısından tek tek incelemem şu an için çok mümkün değil. Çok fazla seçenek ve tür var. Buna yönelik ne tarz kolaylıklar var sitede benim gibi zamanı kısıtlılar için?

İsmail: Bir sosyal ağı geliştiren şey içindeki kullanıcı sayısıdır aslında. Bunun çıkarılmış formülleri var insanların kabul ettiği. Örneğin sitenin kullanım sıklığı ve doluluğu… İçerik derken yorumlardan, raflardan bahsediyorum, kullanıcıların yarattığı şeylerden. Bizim sitede de öyle bir durum var. Yüksek bir kullanıcı sayısına ulaştığımızda şunu fark edeceksin. Bir filme baktığın zaman hemen filmin altında bu filmin hangi raflarda biriktirildiği ortaya çıkıyor. Şu an var böyle bir şey. Ve bu şekilde senin o tarz filmleri bulma şansın da artıyor.

Bunları biraz açıklamanızı istesem…

İsmail: Sonuçta raf sistemi şöyle bir avantaj sağlıyor. Biz hiçbir şekilde rafların konularını, türlerini sınırlamıyoruz. Mesela benim bir zaman yolculuğu filmleri rafım var, ismi de Time Travel. İnsanlar Geleceğe Dönüş filmine girdiği zaman ve altında da benim Time Travel rafımı gördüğünde ona benzer diğer filmleri keşfetme şansı da oluyor. Ben bugün bir filme baktım, altında 7-8 raf vardı. Kendi kendini geliştiriyor site, bu bakımdan adeta canlı gibi.

Yani bireysel sınıflandırmalar üzerinden gidecek.

Fatih: Tabii, en sağlıklısı. İzleyenler sınıflandırıyor filmleri. İzleyenler benzerleriyle bir araya topluyor.

İlerleyen zamanlarda insanların değil kuruluşların oluşturduğu seçkiler -örneğin bir festivale ait gösterimler- gelebilir mi karşımıza?

Fatih: O festivale özel bir raf olabilir. Şimdi mesela BKM’nin bir rafı var elimizde. Onların çıkardığı filmler o rafta duruyor. Amerika’ya yönelik bir kampanya yapmıştık. 4 Temmuz rafı vardı. Buna göre özelleştirilebilecek bir yapımız var.

Bunları site yine Google üzerinden isme göre mi seçiyor?

Görkem: Yok onlar da manuel.

‘Kullanıcı nereliyse Frameby da oralı olacak’

İsmail: Kullanıcılar yapıyor ya da biz öyle bir ihtiyaç gördüysek eğer, sitenin içinde frameby isimli bir kullanıcımız var. Onun üzerinden tematik rafları oluşturuyoruz. Ama benim şahsi hayalim, bu iş globalleştiğinde, kullanıcı nereliyse sitenin de oralı olması. Mesela belki 2015 yaklaştığında sitede yılbaşı temalı çok sayıda raf olur, biz onlardan en güzellerini derleriz ve “Bakın bunlar yılbaşı konulu raflar… Kullanıcılar yapmış, isterseniz inceleyin” deriz.

Peki tanıtıma yönelik yaptığınız bir çalışma var mı? Örneğin sizden haberdar olan firmalar, sinemacılar ya da festivaller?

İsmail: Şimdilik yok. Kullanıcı çok değerli bizim için. Dediğim gibi onlar doldurup yaşatacak. Biz sadece aracı inşa ediyoruz, onlar kullanacaklar. Bir kullanıcı gelip de çok sayıda hatayla karşılaştığında benim için değerli bir şey kaybedilmiş oluyor. O yüzden tanıtıma ciddi bir şekilde girişmeden önce karşılaşabilecekleri hatayı en aza indirmeye çalışıyoruz. En aza diyorum çünkü bugün Facebook’ta da hatalarla karşılaşıyorsun. Bu tip siteler asla bitmezler, hep bir şeyler eklenir. Ama kullanıcılara hazır hale geliyor ve çok az bir zamanı kaldı.

Fatih: Ve kullanıcı gerçekten tatmin olacak. Arkadaşlarına anlatacak, “Bak bir site buldum, çok güzel filmler var” diyecek.

Hedef kitleniz kimlerden oluşuyor?

İsmail: İnterneti yoğun kullanan film izleyicileri. Uzmanlar ya da film guruları değil. Buldukları güzel şeyleri başka insanlarla paylaşmayı seven veya başkaları paylaştığı zaman bunun üzerinden bir şeyler keşfetmeyi seven insanlar.

Başka bir ülkeden giriş yapan biri siteyi İngilizce kullanabiliyor değil mi?

Fatih: Tabii ki. Hangi ülkeden girerse o ülkenin dilinde kullanıyor. Almanya’dan girerse Almanca mesela…

‘Halihazırda 4000 üye var’

Kayıtlı kaç kullanıcınız var?

Fatih: Şu an 4000. Bunların yaklaşık 3500’ü Facebook hesaplarıyla bağlanmış. Güven vermişiz yani. Güvenerek Facebook hesaplarını bağlamış, öyle girmişler bizim siteye.

Birçok açıdan çok idealist bir biçimde girişmişsiniz bu projeye. Dünyada benzeri olmayan böyle bir oluşumun Türkiye’den, tarafınızdan çıkarılmış olmaıs şahane. Kısa vadede hayaliniz ne?

İsmail: O pek kısa vade pek olmadı ya…. Gülüşmeler mi yazacaksın şimdi buraya?

Fatih: Bu biraz şeye benzedi, beş sene içinde kendini nerede görüyorsun?

İsmail: Daha çok gülüşmeler mi?

Fatih: Tamam, ciddileşelim şimdi. Tabii ki hayalimiz bunun gibi güzel şeyleri yapabilecek konuma gelmek. O şartları sağlamak. Tahminimiz çok büyük.

İsmail: Kendi aramızda konuştuğumuz 2-3 proje var mesela. Hiçbirine girişmiyoruz. Çünkü önce bunun oturması ve gerçekten yaşamaya başlaması lazım.

Fatih: Sonuçta düşünüyoruz, bir ülkeden neden girişimci çıkmaz? Bunun bazı sebepleri var. Eğer senin eline zor veya kolay bir fırsat geldiğinde kullanmıyorsan hata yapmış oluyorsun. Biz o fırsatı bulduk, kullanmaya çalışıyoruz. Mesela bir Twitter Türkiye’den çıkmayacak gibi görünüyor önümüzdeki on yıl.

İsmail: Niye çıkmasın ki ama, değil mi?

Fatih: Niye çıkmasın? Bir de bunu birileri yapacaksa neden biz değiliz ki bu? Biz değilsek kim olacak? Hayalimizde bundan başka hedeflerimiz de var tabii ki, tahminimiz çok büyük. Frameby’ın hızla yayılıp gelişeceğini ve tıpkı şu an isim yapmış diğer büyük sitelerin durumuna geleceğini düşünüyoruz.

‘İnternette başarılı olan bütün oluşumlar bir ihtiyacı karşılamıştı’

İsmail: Yani bana şu umut veriyor… Bu alanda gerçekten yer edinmiş yapılara baktığım zaman hepsinin bir ihtiyacı karşıladıklarını görüyorum. Yaptıkları tam olarak bu. İnternetin icat amacı o belki de, insanların zorlanmak istememesi. Yoksa bilgi biriktirmek veya paylaşmak falan değil. Amacı, birkaç üniversite hocasının bir vakitler, “Yahu biz öbür üniversitelerdeki dosyaları almakta zorlanıyoruz, hadi bir ağ oluşturup bunları kendi aramızda paylaşmaya başlayalım” demiş olmaları… Kolaylık. Türkiye’den çıkmış en önemli internet fikirlerinden biri ‘’Yemek Sepeti’’. İlk bakışta çok da dahiyane bir fikir değil gibi görünüyor… Ama işte adam insanların “Keşke böyle bir şey olsa” dediği bir şeyi hayata geçirmiş. Frameby’da biz, insanların hangi filmi izlemek istediklerini soruyoruz. İmkanın olsa hangi filmi izlemek istersin? Bu bizi o kişinin hangi filmle ilgilendiğinden daha çok ilgilendiriyor. Çok önemi bir kriter bu aslında ve bunu ancak internette yapabilirsin. Bunu sana bir sinema dergisi veremez, kişisel şeylerini paylaşamadığın IMDB veremez. Bunu sana ancak bir sosyal ağ verebilir.

Şu an filmleri seyretmek isteyeni Amazon’a yönlendiriyorsunuz değil mi?

Fatih: Amerika hedefiyle çıktığımız için şu an böyle ama değişecek. Çünkü Türkiye’de Amazon’dan film izleneceğini sanmıyoruz.

Kullanıcı verileri açısından en güvenilir sitelerden biri bu. Çünkü kullanıcı aslında herhangi bir veri yüklemiyor siteye. Şu an Amazon’a yönlendiriyorsunuz ama gelecekte bir alışveriş sitesine de dönüşebilir misiniz?

Görkem: Kontör sistemiyle dizi ya da film izlenebileceğiniz bir sistem var aklımızda. Ama tabii bu kısa vadede çok kolay bir şey değil. Bunun için hem teknik altyapısı gerekiyor hem de büyümemiz ve belirli bir kitleye hitap etmemiz… Şu anda asıl amacımız o kitleyi oluşturmak aslında.

Fatih: Ama bir şeyi düzeltmek isterim… Bu hep ikinci seçenek bizim için. İlk seçeneğimiz ve hedefimiz her zaman bütün hizmetlerimizi üyelerimize her zaman için ücretsiz sunmak. Önümüzde çok büyük bir engel çıkmadığı sürece insanlara bu sistemi ücretsiz sunmayı düşünüyoruz. Ama Görkem’in bahsettiği şey tıkandığımız noktada yaşamaya devam etmemizi sağlayabilir.

İsmail: Öte yandan konu yanlış anlaşabilecek bir yere geldi. Sonuçta Frameby’ın temel işlevi film izletmek değil.

Görkem: Biz direkt sosyal kelimesi üzerindeyiz.

Peki insanlar bundan sıkılma noktasına geldiğinde yaratabileceğiniz bir alternatif olacak mı?

İsmail: Sıkılmayacaklar.

Comments are closed.