“Söz Konusu Sanatsa, Ben Tek Eşli Değilim!”

On ...

© Sinem Dinçer (Egoist Okur, 28.04.2013)

Click for English

Almanya’nın güneybatısında, Saarbrücken’da 1967’de başlar Sascha Ley’in öyküsü. Lüksemburg’lu bir anne ve Alman-Fransız bir babanın kızıdır. Bu yüzden çocukluğu ve ilk gençliği Almanya-Lüksemburg arasında geçer. Anlaşılan bu durum onun hayatında belirleyici bir rol üstlenir. Çünkü daha çocukken bile sıla hasretinden ziyade yolculuk özlemi çekmeye başlayan Ley, o gün bugün en çok hareket halinde olmayı sever. Tesadüf odur ki ilk önemli yolculuğunu bundan tam 27 yıl önce Türkiye’ye gerçekleştirir.

“İlk büyük kaçamağım ve ilk önemli sahne deneyimim 18 yaşımdayken gerçekleşti. Üniversiteyi bitirince altı aylığına Türkiye’nin güneyine gittim, turizm ve eğlence alanında çalışmak üzere… Oradayken, bütün boş zamanlarımı ülkeyi tanımak, aynı zamanda hem egzotik hem tanıdık gelen pek çok yeri gezmek için kullandım. Sanırım beni sonsuza kadar etkileyecek olan, birçok büyülü ve özel an hatırlıyorum… Tüm bunlar tutkulu bir gezgine dönüşmemi sağladı. Ve dünyanın her yerinde, her ülkesinde güzel insanlar ve yerler bulabileceğimi öğrendim.”

İlk Uzak Kıvılcım: Hindistan

İlk egzotik ve sıradışı seyahatine karar verdiğinde rotasını Hindistan’a çevirir Sascha. Yetiştiği coğrafya ve kültür koşullarından çok farklı bir dünyaya açmıştır artık yelkenleri. Amsterdam ve Saarbrücken’da aldığı müzik eğitiminden de çok başka bir yönde bulur kendini.

“On yıl önce, yabancı ülkelerin müziklerini öğrenme hayalimi Hindistan’dan başlayarak gerçekleştirdim. Kendimi daha çok yazmaya ve bestelemeye adamaya karar verişimin hemen sonrasıydı. Bunu derin bir ihtiyaç olarak hissediyordum. Mumbai’ye gidip orada üç ay kalmak için çılgınca bir fikirdi. Üçüncü günden sonra öğretmenim Dhanashree Pandit-Rai ile yaptığım çalışmaların keyfine varmaya, kendimi evimde hissetmeye başladım ve bu canlı ve güzel şehri tanımanın, hayatımda gördüğüm en çılgın insanlardan bazılarıyla karşılaşmanın tadını çıkardım. En iyi vakit geçirdiğim dönemlerden biriydi bu. Bir dönüm noktası diyebiliriz değil mi, ancak tamamen farklı bir anlamda?”

Hindistan macerası gerçekten de bir nevi dönüm noktası olur hayatında. Bir turist olarak orada bulunmanın ötesinde, merakı ve yetenekleriyle yeni bir dünyayı keşfeder hatta belki kendini yeniden tanımlayarak bundan yaptığı işe sağlam malzemeler katar.

“Bilinmeyen sokaklar ve dünyalarda kaybolmaya bayılıyorum. İşin garibi galiba aşina olduğum yerlerde, normalitenin ya da rutinin içinde kaybolmak beni çok daha fazla korkutuyor. Başka bir ülkede bir yabancı olmak; yeniliğe, hayata ve keşfetmeye yönelik hislerimi her zaman diri tuttu. Seyahat etmeyi çok sevmemin nedeni bu. Egzotizmi dayanılmaz cazip buluyorum, ötekiliğin güzelliğine tapıyorum. Hindistan topraklarına attığım ilk adım, bu dehşet verici ölçüde büyüleyici, ama aynı zamanda zor ve anlaşılmaz ülkeye sonsuza kadar sürecek bir aşka tutulmama yetti. Orada bir uç noktadan diğerine; bazen güzellikten çirkinliğe, hoş kokulardan kötü olanlara, saraylardan harabelere ve daha fazlasına doğru yola çıkarsın…. Bunların hepsi aynı anda gerçekleşir. Bu gerilimi hemen sevdim, çılgınlığın tadını çıkardım. Bu sizi vicdanlı ve geçirgen, açık olmaya yönlendiren bir nevi eğitim. Hâlâ sık sık Hindistan’a dönüyorum. Bu yolculuklar beni sersemletebilir ama ilgimin sürmesini sağlamaya yetecek gizemi de barındırıyor.”

Tüm rollerdeki tek kadın olmak ya da “Hayat”

Sascha, hayata olan ilgisi ve merakı bir an bile dinmeyen bir kadın. Algıları herkese ve her şeye yönelik hep tetikte. Onu büyüleyen hayatın kendisi. “Gelmiş geçmiş en harikulade hal bu. Üstelik burada olmak için verdiğimiz mücadele de büyüleyici.”

Hayatın akışı durmaksızın değiştiğinden hayatı algılamak yahut tek türlü algılamak konusunda çok net konuşulabileceğini düşünmüyor Sascha. Çünkü ona göre algı zaten anlık ruh hallerine göre değişebiliyor.

“Güneş ya da onun yokluğu, sizi kuşatan insanlar, olan şeyler, tam doğru anda doğru yerde bulunmanız… Henüz herhangi bir bilgeliğe ulaşmış değilim, ama Chang Zhu’nun ‘Yol yürünerek inşa edilir’ sözü bana, yaşamda yol alışıma dair en yakın gelen düşünce. Sanırım yalnızca insan davranışına ilişkin olarak dünyaya ve doğaya neler olduğunu düşündüğüm zaman, kısmen oldukça kritik ve bazen de karamsar düşüncelerim olmakla birlikte, temelde hayata pozitif yaklaşıyorum. Kişi hatalarından ders çıkarır ama insanlık yaptığı hatalardan ders çıkarmıyor. Elbette insan doğası hakkında felsefe yapmayı seviyorum, anlamam gerekenleri, hâlâ öğrenmem gerekenleri kavramaya çalışıyorum. Ve bazı şeyleri olduğu gibi bırakmaya da… Çünkü bilgeliğin asal bir parçası bu.”

Sascha Ley, Margarethe von Trotha’nın yönettiği Hannah Arendt filminde

 

Vazgeçilmez tutkusu: Oyunculuk

Oyunculuk eğitimi almamasına rağmen tiyatro ve sinemadan hiç vazgeçmez. Asıl eğitimi müzik üzerinedir ancak oyunculuk konusundaki hırsı ve kararlılığı, birçok uluslararası yapımda yer almasını sağlar. Oyunculuk gelişimini ise kendince yöntemlerle şekillendirir, geliştirir. Başta işini sıklıkla müzikal yapılar ve dürtülerle tanımlar. Şimdilerdeyse tüm teknik ve psikolojik birikimini ve dilini kullanan ama sezgisel yaklaşıma da sadık kalan bir isim Sascha Ley.

“Her zaman elimden gelenin en iyisini yapıyorum ancak kusurlara meydan okumaya da ihtiyacım var. Bir hikâye ve karakter ne kadar zorluysa, o kadar heyecan duyuyorum. Yeni şeyleri keşfetme ihtiyacı.. Bir gösteriyi, kendi ayakları üzerinde durabildiğinde seviyorum ancak, rutinden cidden nefret ediyorum; hem bir oyuncu hem de seyircilerin bir parçası olarak… Oyuncu olmak benim ilk arzumdu, dileğim daha da ilerilere gidebilmekti. Yavaşça yeni alanlar keşfetmeye çalışıyorum. Son zamanlarda anlıyorum ki oyunculuk beni başka alanlara yönlendirdi, belki de bu “yürümenin inşa ettiği yol”du, oysa müzik beni müziğin kendisine yönlendiriyor.”

“Müzik mi yoksa oyunculuk mu önce geliyor?” Sascha’ya yöneltilen en favori soru hâlâ bu. Oysa gerçek bir tercihi olmadığını açıkça ifade ediyor:

Bir keresinde “Söz konusu sanatsa ben tek eşli değilim” demiştim, hâlâ böyle hissettiğimi söyleyebilirim.

Olmazsa Olmazı “Müzik”

Sascha için müzik, şarkı söylemenin çok daha ötesinde bir kavram. Yıllar önce şarkı söyleyerek başladığı müzik kariyerini artık kendi var ettiği seslerin peşinden giderek şekillendiriyor.

“Müzik ve sesler benim için muazzam bir oyun alanı anlamına geliyor. Şu anda kendimi ‘anında besteleme’ dediğim doğaçlamaya kaptırdım. Bu, bir şarkıcı olarak kendi müziğimi keşfettiğim yer. Sıfırdan başlar ve sesler yaratırsınız. Müzisyen arkadaşlarınızla ambiyansın hissiyatı konusunda bazı anlaşmalara varmak dışında hiçbir sınır, hiçbir kural, hiçbir yapı yoktur. Şimdilerde bu deneyimlerin seyirci önünde de tadını çıkarmak için dağarcığımda yeterli malzeme var. Ve tüm bunların yarattığı özgürlük hem seyirci hem de müzisyen için özel bir deneyim. Yaşama, doğallığa öylesine yakın ki!”

Sascha’nın her projesi birbirinden değişik konseptler taşıyor. Farklılık yaratmayı, farklı kılıklarda olmayı ve farklı kişilerle apayrı proejelerde eşzamanlı çalışmayı seviyor.

Deli caz: S. Ley & L. Payfet Duo

“Bir yıldan beri Fransız basçı Laurent Payfert ile oluşturduğumuz ikilide, bu sonsuz oyun alanını derinden keşfediyorum. Müzikal diyaloğumuzda olağanüstü bir suç ortaklığı var. Ben buna ‘deli jazz’ ya da ‘soğuk şarküteri cazı’ diyorum.”

Çöp kabare: S. Ley & N. Gehl Duo

“Akordeoncu Natascha Gehl ile oluşturduğumuz bir ikili var. Birlikte pop ve rock tarihinin bildiğimiz kadarını kısmen gerçekleştiriyor, bunu hafif bir tiyatro silueti de vererek Kurt Weill şarkıları ve kendi bestelerimizle harmanlıyoruz. Eğlenceli bir proje, hafiften trashy/çöp kabare havasında ve başka birkaç oyuncu daha boy gösteriyor.”

Modern caz ve dünya cazının kavşak noktasında: Kalima

“Türk-Alman piyanist Laia Genc ve saksafoncu Anne Kaftan ile oluşturduğum Kalima adında bir triom var bir de. Bu özel takımyıldızı oldukça zorlu bir proje. Modern caz ve dünya cazının kavşak noktalarında çalışıyoruz. ‘Everything Within’ albümümüz henüz yayınlandı.”

Sascha, zaman zaman bazı projelerde konuk olarak da yer alıyor. Son zamanlarda Caroline Thon’un fantastik grubu Thonline konuk olduğu projelerden sadece biri. Ayrıca geçen hafta şarkı ve enstrümanlarla çocuklar için sahnelenen deneysel bir dans oyununda çalışmaya başladı. Oyunun adı Jungala.

Sascha Ley, sanat hayatında geçirdiği onca yılın ardından işlerine hâlâ aynı üretkenlik ve hızla devam edeceğini söylüyor. Geçmişte yaşadıklarınıysa dönüm noktaları değil, küçük ve orta çaptaki dönemeçler olarak adlandırmayı tercih ediyor. Kendi deyişiyle: “Çakıllar ve mücevherler”…

“Engeller ve bunların üstesinden gelmek… Aşamalar… İşimi süregiden bir çalışma olarak değerlendiriyorum. Yavaş ilerliyor. Dramatik bir dönüm noktası yaşamadım. Sözde önemli anlar, çok geçmeden önemini kaybediyor. Olduğunuz kalarak zamanın akışını durduramazsınız. Sadece bazı şeyleri anlayabilir ve bu bilgiyi gelecekte neler olabileceğini kestirmek için kullanabilirsiniz. Bir amaca ulaştığımda bunu bir başarı olarak görmüyorum, ötesinde uzanan geniş toprakları düşünmem daha muhtemel. Bana sorarsanız, herhangi bir şeye ulaşmış da değilim…”

Comments are closed.